Bugün cuma hutbesinin konusu “Aile” idi. Tam da bugünde dolmuşta yolculuk ediyordum. Arkamda oturan hanım, önde ayakta duran bir arkadaşına seslendi:
“Özlemciğim, merhaba!”
Özlem de selamını aldıktan sonra sordu:
“Nereden geliyorsun?”
Arkamdaki hanım, son derece rahat, hatta sevinçli bir edayla cevap verdi:
“Boşandım, adliyeden geliyorum.”
Bir an düşündüm. Bir zamanlar bir ömür boyu süreceğine inanılarak kurulan yuvalar, bugün bir cümleye sığacak kadar kolay mı sona eriyor?
“Boşandım…”
Ne kadar sıradan, ne kadar yalın ve ne kadar ağır bir kelime! Ardında belki yılların birikmiş kırgınlıkları, belki tükenen umutlar, belki de anlatılmamış nice hikâyeler var. Elbette her evliliğin kendi hikâyesi, her ayrılığın kendine göre bir sebebi vardır. Bazen ayrılık, yeni bir başlangıcın da kapısıdır.
Ama yine de insan sormadan edemiyor:
Biz nasıl bir çağda yaşıyoruz? Evlilikler bu kadar pamuk ipliğine mi bağlı artık? Bir zamanlar “bir ömür boyu” diye başlayan hikâyeler, nasıl oluyor da bir gün “Boşandım” cümlesiyle noktalanıyor?
Belki de asıl mesele, insanların kolay boşanması değil; birbirine tahammül etmenin, emek vermenin, anlamaya çalışmanın ve birlikte kalabilmek için mücadele etmenin giderek zorlaşmasıdır.
Çünkü bir yuva kurmak iki insanın kararıdır; onu yaşatmak ise sabır, fedakârlık, anlayış ve emek ister.
Nikâh bir imzayla atılır; ama bir ömrü paylaşmak, imzadan çok daha fazlasını gerektirir.