Osman K.Aksoy'un yazısı
ABD Yüksek Mahkemesi’nin duvarında Hammurabi durur. Elinde kanun tabletiyle… Binlerce yıl öncesinden bugüne şu mesajı verir: “İktidar geçicidir, hukuk kalıcıdır.” Ne var ki Trump döneminde sıkça gördüğümüz tablo, bu taş mesajla taban tabana zıttır. Trump’un yaklaşımında hukuk, üstün bir ilke olmaktan çok, — işine geldiğinde başvurulan, — işine gelmediğinde yok sayılan bir araç hâline indirgenmiştir. Göçmen kararları, mahkeme kararlarına rağmen uygulamaya sokulan başkanlık kararnameleri, seçim sonuçlarını tanımama tavrı ve yargıyı “engelleyici bir mekanizma” gibi gösteren söylemler; hepsi aynı zihniyetin ürünüdür: “Hukuk benim irademe uymalıdır.” Oysa Hammurabi’nin temsil ettiği şey bunun tersidir: Kral bile olsa, kuralın üstünde değildir. İroni şuradadır: Amerikan hukuk sistemi, meşruiyetini Mezopotamya’dan, Roma’dan, ilahi ve beşerî hukuk mirasından alırken; Trump, bu mirası kişisel kudret söylemiyle aşındırmıştır. Böylece ABD, kendisini ayakta tutan temel değeri — hukukun üstünlüğünü — içeriden tartışmalı hâle getirmiştir. Hammurabi figürü bugün adeta Yüksek Mahkeme duvarından Trump’a bakıp şunu fısıldar gibidir: “Devlet benimle başladı; keyfîlikle yıkılan devlet çoktur.” Bu çerçevede Trump’un hukuk tanımazlığı, sadece bir siyasi tarz değil; medeniyet iddiasıyla çelişen bir kırılma noktasıdır. Çünkü hukuk zayıfladığında, güç konuşur. Güç konuştuğunda ise adalet susar.