TALİHSİZ BİR COĞRAFYADA SESSİZLİĞİN BEDELİ

TALİHSİZ BİR COĞRAFYADA SESSİZLİĞİN BEDELİ

Osman Kenan Aksoy'un yazısı

Talihsiz Bir Coğrafyada Sessizliğin Bedeli

Ne kadar talihsiz bir coğrafyada yaşadığımızın farkında mıyız? Tarih boyunca çatışmaların, güç mücadelelerinin ve vekâlet savaşlarının merkezinde yer alan bu coğrafya, bugün de benzer bir kaderi yaşamaya devam ediyor.

Son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler, bu talihsizliğin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Gazze, Lübnan ve Suriye’de süregelen saldırılar, yalnızca bu ülkeleri değil, tüm bölgenin istikrarını tehdit eden bir boyuta ulaşmış durumda. Bölgesel gerilimlerin İran’a kadar uzanması ise meselenin artık yerel olmaktan çıktığını, küresel bir güç mücadelesine dönüştüğünü açıkça gösteriyor.

Ancak belki de en dikkat çekici nokta, bu saldırılar karşısında bölge ülkelerinin büyük ölçüde sessiz kalmasıdır. Oysa ki bu ülkelerin önemli bir kısmı ciddi ekonomik kaynaklara sahip, enerji zengini ve potansiyel olarak güçlü devletlerdir. Buna rağmen, güvenlik politikalarının büyük ölçüde dış güçlere, özellikle de ABD’ye bağımlı hale gelmiş olması, bağımsız hareket kabiliyetlerini sınırlamaktadır.

Güvenliğin adeta “ihale edildiği” bu düzen, sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi bir bağımlılığı da beraberinde getirmektedir. Bu durum, bölge ülkelerinin kendi coğrafyalarında yaşanan krizlere karşı daha etkili ve bağımsız bir duruş sergilemelerini zorlaştırmaktadır. Dahası, bazı ülkelerde bulunan yabancı askeri üsler, bölgedeki gerilimlerin daha da derinleşmesine neden olabilecek operasyonların merkez üssü haline gelebilmektedir.

Ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcıdır: Bir yanda süregelen çatışmalar ve insani krizler, diğer yanda ise bu krizler karşısında etkisiz kalan ya da sınırlı tepki verebilen bölgesel aktörler. Bu durum, sadece bugünü değil, geleceği de doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.

Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz coğrafya sadece fiziksel olarak değil, siyasi ve stratejik anlamda da büyük bir sıkışmışlık yaşamaktadır. Bu sıkışmışlıktan çıkış ise ancak daha bağımsız politikalar, bölgesel iş birlikleri ve ortak bir bilinç geliştirilmesiyle mümkün olabilir. Aksi halde, bu talihsiz döngünün devam etmesi kaçınılmaz görünmektedir.

YORUM EKLE