Osman Kenan Aksoy'un yazısı
Uygarlığın Kara Kutusu: Epstein’dan Uygur’a Vicdan İflası
İnsanlık tarihi boyunca “uygarlık” dediğimiz kavramı teknolojik ilerleme, dev gökdelenler ve dijital devrimlerle ölçtük. Daha hızlı internet, daha büyük şehirler, daha parlak vitrinler… Ama bugün geldiğimiz noktada anlıyoruz ki parıltı arttıkça karanlık da derinleşmiş. Camdan kulelerin ve lüks adaların arkasında saklanan o kirli gerçek, inşa ettiğimiz bu sözde medeniyetin üzerine bir kâbus gibi çökmüş durumda.
Jeffrey Epstein’ın meşhur adası, sadece bir “skandal” değil; insan onurunun nasıl bir ticaret metasına dönüştüğünün en çıplak fotoğrafıdır. Dünyanın en zenginleri, en güçlü siyasetçileri ve “saygın” bilim insanları aynı ağın içinde, çocukların çığlıkları üzerine kurulmuş bir sefahat düzeninin parçası oldular. Bu artık bireysel sapkınlık değil, sistemsel bir çürümedir.
Daha vahimi şu: Her şey biliniyor. İsimler biliniyor, bağlantılar biliniyor, tanıklar konuştu. Ama adalet hâlâ kapının dışında bekletiliyor. Çünkü hukuk bazıları için bağlayıcıyken, bazıları için sadece bir vitrin. Para ve güç, hukukun önüne geçtiği anda suç kişisel olmaktan çıkar, kurumsallaşır.
Dünyanın başka bir köşesinde ise Uygur Türklerinin yaşadığı trajedi var. Kültürel kimliğin silinmesi, ailelerin parçalanması, özellikle kız çocuklarının eğitim ve “yeniden şekillendirme” adı altında sistematik bir asimilasyona tabi tutulması… Kamplar var, raporlar var, tanıklıklar var. Ama dünya yine suskun. Çünkü orada da devreye giren şey vicdan değil, çıkar hesapları.
Epstein’ın adası ile Uygur kampları arasında coğrafya dışında neredeyse hiçbir fark yok. Biri lüksün arkasına gizlenmiş bir suç mahalli, diğeri devlet gücüyle meşrulaştırılmış bir insanlık hapishanesi. Ortak payda aynı: Güç sahiplerinin dokunulmazlığı ve dünyanın organize sessizliği.
Batı’da çocuk istismarı “skandal” oluyor, birkaç gün konuşulup unutuluyor. Doğu’da bir halkın geleceği yok ediliyor, “iç mesele” denilip geçiliyor. İnsan hakları evrensel bir ilke değil artık; sadece kimin işine geliyorsa orada hatırlanan bir slogan.
Bugün uygarlık dediğimiz şey mazlumu koruyan değil, güçlüyü aklayan bir düzen haline geldiyse; sorun bireylerde değil, sistemin kendisindedir. Epstein’ın adası da, Uygur kampları da aynı fotoğrafın farklı köşeleridir: insan onurunun maliyet kalemine dönüştüğü bir dünya.
Ve belki de en acı gerçek şudur:
İnsanlık ilerlemiyor. Sadece suçlarını daha iyi gizlemeyi öğreniyor.