AFET RİSKİNE KARŞI EĞİTİM YAPILARINA “KTÜ” DOKUNUŞU
AFET RİSKİNE KARŞI EĞİTİM YAPILARINA “KTÜ” DOKUNUŞU
İçeriği Görüntüle

Avrupa’nın bugün karşı karşıya olduğu en büyük mesele yalnızca Rusya değildir. Çin de değildir. Amerika da değildir. Avrupa’nın asıl meselesi, sahip olduğu ekonomik, teknolojik ve beşeri gücü aynı ölçüde stratejik güce dönüştürememiş olmasıdır.

Yüz milyonlarca insanın yaşadığı, dünyanın en büyük ekonomik alanlarından birini oluşturan; sanayinin, bilimin, sermayenin ve teknolojinin merkezlerinden biri olan bir Avrupa’dan söz ediyoruz. Buna rağmen aynı Avrupa kendi güvenliğini tek başına sağlamakta zorlanıyor. Enerjide dış kaynaklara ihtiyaç duyuyor. Dijital altyapısının kritik bölümlerinde yabancı teknoloji şirketlerine bağımlı. Uluslararası finans sisteminde doların belirleyici ağırlığı devam ediyor. Savunmasında ise Washington’un iradesini hesaba katmadan büyük stratejik kararlar alabilecek kapasiteye henüz tam anlamıyla sahip değil.

Rakamlar bu çelişkinin boyutunu gösteriyor. Avrupa Birliği ülkelerinin toplam savunma harcamaları 2024 yılında 343 milyar avroya ulaştı. Savunma yatırımları ilk kez 100 milyar avroyu geçti. Avrupa’nın para harcamadığı söylenemez. Asıl mesele, bu ekonomik büyüklüğün ne ölçüde ortak ve bağımsız bir stratejik kapasiteye dönüştürülebildiğidir. Enerjide tablo daha çarpıcıdır: Avrupa Birliği 2024 yılında enerji ihtiyacının yüzde 57’sini net ithalatla karşılıyordu. O hâlde soruyu açıkça sormanın zamanı gelmiştir. Bu kadar zengin, büyük, eğitimli ve teknolojik kapasitesi yüksek bir kıta neden hâlâ kendi kaderinin tam sahibi değildir?

Amerika Avrupa’nın düşmanı değildir. 1945 sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa güvenliğine yaptığı katkıyı inkâr etmek, tarihî gerçekleri inkâr etmek olur. Sovyet tehdidi karşısındaki Amerikan güvenlik şemsiyesi Batı Avrupa’nın korunmasında belirleyici rol oynadı. Atlantik düzeni, Avrupa’nın savaşın yıkımından çıkıp yeniden ayağa kalkmasının temel unsurlarından biriydi. Fakat 1945’in şartlarında doğru olan bir düzenin 2026’da hiçbir değişikliğe uğramadan devam etmesi gerektiğini düşünmek strateji değil, alışkanlıktır. Devletler ise alışkanlıklarla değil, çıkarlarla yönetilir. Washington bunu biliyor. Pekin biliyor. Moskova biliyor. Ankara da biliyor. Brüksel’in yeniden öğrenmesi gereken gerçek budur. Büyük güçler sahip oldukları kapasite için özür dilemezler. Onu kullanırlar. Amerika doların, teknolojisinin, finans sisteminin, istihbaratının ve savunma kapasitesinin gücünü kullanır. Gerektiğinde hukukunun ve yaptırım sisteminin etkisini kendi coğrafyasının çok ötesine taşır.

Burada kızılması gereken Amerika değildir. Asıl sorulması gereken şudur: Avrupa neden aynı ağırlığı ortaya koyabilecek kapasiteyi kuramadı? Çünkü 21. yüzyılda bağımsızlık artık yalnızca sınırlarını koruyabilmek değildir. Para egemenliktir. Enerji egemenliktir. Çip egemenliktir. Savunma sanayisi egemenliktir. Yapay zekâ egemenliktir. Ödeme sistemleri egemenliktir. Veri egemenliktir.