Dün Trabzon Sanatevi’nin boşaltılması için görevliler Sanatevi’ne geldi. Ancak Sanatevi yönetiminden ziyade, siyasiler, STK temsilcileri ve vatandaşların da bulunduğu kalabalık bir grup kapı önünde toplanarak memurların içeri girmesine izin vermedi. Sanatevi’nin boşaltılmasını doğru bulmadığımı daha önce de ifade ettim.
Ancak haklı bir itirazın, yöntemiyle de haklı kalması gerektiğini düşünüyorum. Dün yaşananlarda asıl dikkat çekici olan ise Sanatevi yönetiminin, kendisine destek olmak için gelen bazı kişiler tarafından adeta zor durumda bırakılmasıydı. “Burayı teslim etmeyeceğiz” şeklindeki çıkışlar ve yönetimi teslimiyetle suçlayan söylemler, meseleyi çözmekten çok daha karmaşık hâle getirdi.
Bu sabah saat 06.45 civarında Sanatevi’nin önünden geçerken bahçede yaklaşık 15-20 polisin beklediğini gördüm. Anlaşılan o ki mesai saatinin başlamasıyla birlikte görevli memurların gelmesi ve boşaltma işleminin yapılması bekleniyor. Sanat Evi’nin boşaltılmasına karşı çıkmak başka, kamu görevlilerinin görevlerini yapmasını engellemek başka bir meseledir. Üstelik Sanatevi yönetiminin herhangi bir sorumluluğu olmayan insanların yaptığı gösterilerle, kendi iradesi dışında bir tartışmanın merkezine çekilmesi de doğru değildir.
Sanatevi korunmalıdır; ama bunu yaparken hukuk, sağduyu ve kurumsal sorumluluk da korunmalıdır. Haklı bir davayı, yanlış yöntemlerle savunmak; bazen davanın kendisine zarar verir. Sanatevi boşaltılırken, yönetiminde yer alan iki derneğin ortalıkta hiç görünmemesi, doğrusu sanat adına da kültür adına da üzücü ve düşündürücü bir durumdur.
Böylesi bir zamanda sanatın ve sanatçının yanında durması gerekenlerin sessiz kalması, ister istemez “Acaba başka bir ajandaları mı var?” sorusunu akıllara getiriyor. Sanatın yanında olmak, yalnızca iyi günlerde kürsüde görünmekle olmaz. Zor zamanda da bedel ödemeyi, sorumluluk almayı ve gerektiğinde ses yükseltmeyi gerektirir. Ama hayatın değişmez bir kuralı var: Gün gelir, herkes yaptığı tercihin ve aldığı tutumun hesabını kendi vicdanında verir.