“İŞTE ‘BEN YAPTIM OLDU’ ZİHNİYETİNİN SONUCU”
“İŞTE ‘BEN YAPTIM OLDU’ ZİHNİYETİNİN SONUCU”
İçeriği Görüntüle

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, sıradan bir diplomatik ilişkinin çok ötesindedir. Ortak tarih, dil, kültür ve kader birliği üzerine kurulan bu bağ, özellikle Karabağ mücadelesinde bütün dünyaya gösterilmiştir.

Türkiye, Azerbaycan'ın en zor günlerinde yanında durmuş, siyasi, askeri ve diplomatik desteğini hiçbir zaman esirgememiştir. Ancak bugün Bakü yönetiminin İsrail ile geliştirdiği ilişkiler, bu kardeşliğin siyasi sorumluluklarının ne ölçüde yerine getirildiğini sorgulamayı zorunlu kılmaktadır. Çünkü kardeşlik yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanacak bir dayanışma sözü değildir.

Bir millet, iki devlet diyorsak, iki devletin birbirinin hayati hassasiyetlerini de gözetmesi gerekir.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Azerbaycan Hava Yolları'na ait tarifeli uçakla Bakü'ye giderken Türk hava sahasını kullandığı yönündeki haberler, basit bir ulaşım meselesi olarak geçiştirilemez. Türkiye'nin İsrail yönetimine karşı Gazze nedeniyle ortaya koyduğu siyasi tavır ortadayken, böyle bir seyahatin Azerbaycan uçağıyla gerçekleşmesi ciddi sorular doğurmaktadır. Bakü yönetimi bu seyahatin ayrıntılarını biliyor muydu? Ankara ile önceden bir istişare yapıldı mı? Türkiye'nin siyasi hassasiyetleri neden yeterince gözetilmedi? Bunlar cevap bekleyen sorulardır.

Elbette tarifeli bir uçuşun hukuki statüsüyle siyasi sorumluluğu birbirinden farklıdır. Ancak hukuken mümkün olan her şey, kardeşlik hukukuna uygun olmak zorunda değildir.

Üstelik mesele yalnızca bir uçak yolculuğundan ibaret değildir. Azerbaycan'ın İsrail ile savunma, enerji, teknoloji ve eğitim alanlarında geliştirdiği yakın ilişkiler artık daha geniş bir stratejik tartışmayı gerektirmektedir. Azerbaycan Eğitim Bakanı'nın İsrail'in eğitim tecrübelerine yönelik olumlu açıklamaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir; bir milletin gelecek nesillerini, kimliğini ve dünya görüşünü şekillendirmektir.

Başka ülkelerin bilimsel başarılarından yararlanmak elbette mümkündür. Ancak burada sorulması gereken soru Azerbaycan İsrail'den teknoloji ve eğitim tecrübesi mi alıyor, yoksa İsrail'in siyasi ve stratejik etkisine giderek daha fazla mı açılıyor? Bu sorunun cevabı, sloganlarla değil, ilişkilerin kapsamı ve karar alma süreçleri incelenerek verilmelidir.

Benim asıl dikkat çekmek istediğim husus, Azerbaycan halkı ile Bakü yönetiminin siyasi tercihleri arasındaki ayrımdır. Azerbaycan halkı bizim kardeşimizdir. Bu kardeşlik hiçbir hükümetin dönemsel politikalarına indirgenemez.

Ancak Azerbaycan halkının tarihsel ve kültürel yakınlığı ile devlet yönetiminin İsrail merkezli stratejik tercihleri arasında bir temsil mesafesi oluşup oluşmadığı ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Özellikle İsrail ile kurulan ilişkilerin Azerbaycan devlet kurumları üzerindeki etkisi şeffaf biçimde açıklanmalıdır. Siyonist siyasi çevrelerin devlet politikaları üzerindeki nüfuzuna ilişkin endişeler de ancak somut belgeler ve kararlar üzerinden değerlendirilebilir.

Dış etki iddialarının araştırılması meşrudur; kanıtlanmamış bir vesayetin kesin gerçek gibi sunulması ise haklı eleştiriyi zayıflatır.

Türkiye'nin Karabağ'da verdiği desteği hatırlamak, Azerbaycan'a bir minnet borcu çıkarmak değildir. Fakat stratejik kardeşliğin tek taraflı fedakarlık üzerine kurulamayacağını da görmek gerekir. Azerbaycan bağımsız bir devlettir ve kendi dış politikasını belirleme hakkına sahiptir.

Türkiye de bağımsız bir devlettir ve kendi milli çıkarlarının, güvenlik hassasiyetlerinin ve Filistin konusundaki siyasi tutumunun müttefikleri tarafından ciddiye alınmasını bekleme hakkına sahiptir. Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkilerini geliştirmesi kendi tercihidir; bu tercihin Türkiye ile stratejik ittifaka etkisini sorgulamak da bizim hakkımızdır.

Dostluk eleştirisizlik değildir. Kardeşlik ise siyasi sorumsuzluğun dokunulmazlık zırhı olamaz.

Bugün Bakü yönetiminin cevaplaması gereken temel soru İsrail ile geliştirilen stratejik ilişkilerin sınırı nerededir ve bu ilişkiler Türkiye ile kardeşliğin gerekleriyle nasıl bağdaştırılmaktadır? Türkiye'nin İsrail karşısındaki tutumu yalnızca Ankara'nın meselesi olarak mı görülmektedir? Yoksa iki ülkenin birbirinin temel siyasi hassasiyetlerini gözetmesi gereken gerçek bir stratejik ortaklık mı söz konusudur? Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin korunması, bu soruların üzerinin örtülmesiyle değil, açıkça cevaplanmasıyla mümkündür.Azerbaycan halkı kardeşimizdir; Bakü yönetiminin siyasi tercihleri ise eleştiriden muaf değildir. Türkiye'nin dostluğu değerlidir, kardeşliği ise hiçbir diplomatik hesabın gölgesinde sıradanlaştırılmamalıdır. Bir millet, iki devlet diyorsak, bu sözün gereğini yalnızca Ankara'dan değil, Bakü'den de beklemek en doğal hakkımızdır.

Nihayetinde Türkiye'nin kardeşliği tartışılmaz; fakat bu kardeşliğin siyasi sorumluluğu da tek taraflı olamaz!