AKVARYUM VE KUŞ PARKI İLGİ ODAĞI OLDU
AKVARYUM VE KUŞ PARKI İLGİ ODAĞI OLDU
İçeriği Görüntüle

Türkiye haftalardır büyük bir fon operasyonunu konuşuyor. Önce gerçeği yerine koyalım. SPK'ya göre 17 Eylül'de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi.

Bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın ifadesiyle, alınan likidite önlemleri piyasayı istikrara kavuşturdu; fonlardan çıkan önemli miktardaki para banka mevduatına yöneldi ve mevcut durumda sistemik bulaşma riski görülmüyor.

Bu önemli. Çünkü bugün çıkıp "sistem çöktü" diyemeyiz. Ama buradan "tehlike yoktu" sonucu çıkmaz. Tam tersine, belki de gördüğümüz buzdağının yalnızca görünen ucuydu.

Asıl mesele 131 fon değil; sistemin içinde biriken kırılganlığın zamanında önlenmezse nereye varabileceği. Şimdi soralım: Ya müdahale edilmeseydi? Ya bu yapı iki yıl daha büyüseydi? Ya fonlarla hisseler, hisselerle krediler, kredilerle bankalar arasındaki bağ giderek güçlenseydi?

Ve bütün bunlar bir seçim atmosferinde patlasaydı...

O zaman konuşacağımız şey sadece ekonomi olmayacaktı.

Çünkü finansal krizlerin en ağır sonucu her zaman para kaybı değildir; güven kaybıdır.

Bir bankanın bilançosu sağlam görünebilir; ama insanlar yarına güvenmiyorsa o bilanço tek başına yetmez. Ekonomi biraz da inançla, beklentiyle, güvenle çalışır. Ve işte tam bu noktada mesele kendiliğinden siyasileşir.

Çünkü vatandaş "Buna kim izin verdi?" diye sormaya başlar. "Denetleyen neredeydi?" diye sorar. Ve bu soru kamu kurumlarına, oradan da siyasi mekanizmaya uzanır.

Burada 15 Temmuz'u anarken dikkatli olmak gerekir. 15 Temmuz silahlı bir darbe girişimiydi. Bu dosyayla arasında kanıtlanmış bir bağ var demek bugün mümkün değil.

Ama şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: Modern dünyada devlet güvenliği yalnızca askeri güvenlik değildir. Finansal sistemin sağlamlığı da devlet güvenliğidir; sermaye piyasalarının şeffaflığı da, düzenleyici kurumların itibarı da, vatandaşın "Benim param burada güvende" diyebilmesi de.

Ciddi devlet komplo üretmez; delil üretir.

Ama ihtimalleri de görmezden gelmez; araştırır, iz sürer, sistemi güçlendirir.

Dolayısıyla bu dosyanın sonunda sadece birkaç isim yargılanıp dosya kapanırsa, asıl dersi kaçırmış oluruz. Türkiye'nin ihtiyacı, paranın akışının şeffaf biçimde ortaya konması, denetim zincirindeki açıkların tespit edilmesi, varsa uluslararası para trafiğinin açığa çıkarılması ve en önemlisi bunun bir daha yaşanmasını engelleyecek bir düzen kurulmasıdır.

Çünkü devlet, enkaz olduktan sonra enkaz kaldırmak için değil, enkaz oluşmasın diye vardır.

Belki bugün gördüğümüz gerçekten buzdağının ucuydu. Ama devlet aklı, buzdağının ucuna bakıp rahatlamaz; suyun altına bakar, sistemi güçlendirir, güveni yeniden inşa eder. Ve belki artık asıl soru şudur: Türkiye, ekonomik kırılganlıkların siyasi kırılganlığa dönüşmesini engelleyecek kadar güçlü kurumlara sahip mi?